Hayat Eğlence Üstüne Mi Kurulu?

Sıradan insanlar eğlenmenin yollarını ararken olağanüstü insanlar eğitimin ve öğrenmenin yollarını araştırır.

Benjamin Hardy’e ait bu sözle başlıyordu İngilizce yayın organındaki yazı. Başlığı da bu sözden esinlenilmişti. Öğrenmeye ve yaratıcılığa odaklan diyordu. Klişe gibi görünen bir girişi vardı ama modern insanın konfor alanına sıkışmasını iyi irdeliyordu ilerleyen bölümlerde.

Hiçbir şeye odaklanamıyoruz. Hiçbir işin hakkını tam veremiyoruz. İşimizde, arkadaş ve aile ortamımızda, spor salonunda hatta duşta dahi kafamız karışık, aklımız başka yerlerde. Ortalama insanlar bu şekilde yaşamaya devam edecek deniyordu yazıda, hiçbir zaman derin bir odaklanma ve amaç ile dolmayacak yaşamları. İlk balyozu indiriyordu yazar. Hoşuma gitti bu, eleştirel ve gerçekçi yazıları sevmişimdir hep.

Çoğu insan için öğrenme ve yaratıcılık bir öncelik değildir derken yazar kendim ve etrafımdaki insanlar aklıma geliyor. Hepimiz aslında bunun peşinden koşuyorduk oysa. Tarlada bir şeyler yetiştirmek, kendimizi bulabileceğimiz bir iş yapabilmek, bir sanat ortaya koyabilmek ve buna benzer tüm konuşmalar… Akşamları oturulan kahvecilerdeki masaların değişmez konusu. Peki bu isteğimizde ne kadar samimiydik? Daha doğrusu gerçekten ne kadar istiyorduk bahsettiğimiz hayallerimizi? Ve bedel ödemeye veya mücadele etmeye ne kadar istekliydik tüm bunlar için?

İkinci balyoz da bu noktada iniyordu. Eğlenmek çok daha önemliydi aslında. Hayallerin ve hedeflerin peşinden koşmak yerine televizyon izliyor, sosyal medyada takılıyor veya sosyalleşiyorduk. Hayatımızın karakteri böyle şekillenmişti.

Yazar sonuç olarak bu insanların yakın bir ilişkileri olmadığını, sevmedikleri işte sıkışıp kaldıklarını ve hayatlarının bir hayal kırıklığına doğru hızla ilerlediğini yazıyordu. Çok tanıdık nokta vardı tüm bu söylenenlerde. Sıkışıp kalan bizler…

Hayat kalitemizi kendimize yapacağımız yatırım belirleyecektir. Yalnız buradaki eğitimden kasıt okul, üniversite eğitimi değil kendi, kişisel eğitimimiz. Daha sonra ise sizlerin de bir şekilde duyduğunu düşündüğüm bir kurala vurgu yapılıyor. Kendimiz gibi insanları kendimize çektiğimiz, ortalama bir insan zihniyetine sahipsek ortalama fırsatlar ile karşılaştığımız… başarıyı cezbetmek için ona hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Yazıda dikkat çekilen ve gayet çarpıcı bulduğum bir diğer tespit ise konfor alanı ile ilgili. Yazıda konfor alanı yerine güvende olmak deniyor ama aynı anlama çıkıyor. Güvenlik algısının yani garanticiliğin bir illüzyondan ibaret olduğunu anlıyorsunuz aslında. Çünkü garantide olmak diye bir şey yok hayatta. Milyoner insanlar iflas edebiliyor, her gün sayısız insan sağlığını kaybediyor veya işinden oluyor. Öyleyse güvenlik illüzyonuna aldanarak ilerleme çabasından vazgeçilmemeli. Yaratıcılık, istikrar gerekçesi ile öldürülmemeli. Unutmayın hayatta garantide olmak diye bir şey yok.

Hayatta her yeni aşama yeni bir sen gerektiriyor sözleri vurgulanırken yazıda, her gün küçük de olsa bir ilerleme kaydedilmeli diye de ekleme yapılıyor. Hayattaki amaç sürekli tatil yapmak veya eğlenmek değil. Dünyaya değer katacak sevdiğin bir şeyleri bulmak olmalı amaç.

Not: Bu yazıya ilham veren yazıya ulaşmak için tıklayınız. (İngilizce)

Editör Yazar:

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir